Nitelikli

mmm

 







CANIM DONDURMA ÇEKTİ
Tam da mevsimlerden yazken insanın bu havalarda ilk aklına gelen dondurma oluyor. Hem soğuk hem lezzetli olsun. Külahta veya kâsede  renk renk olsun. Akşam otururken de abur cuburla beraber fena olmaz.  Tatlının yanında şöyle iki top… Azıcık keyfimiz olmasın mı? diyoruz. Yediğimiz cipsler, gofretler, çikolatalar, dondurmalar ve daha neler neler. Film açıp da beraberinde cola ve cips olmadan olmaz ama değil mi?
Peki ya sonrası?
Kimse sonrasından bahsetmiyor. söylemiyor. Ellerden akan renkli yağlar, yapış yapış hissi, aman etrafa sürülmesinler, burnumuzdan gelen gazlar. Dışarıdan gelen biri içinse ortamda çorap kokusuna benzer bir koku. Şimdi böyle söyleyince bir tuhaf oldu değil mi? Hatta mide bulandırıcı. İşte aslında bizim o hayal kurduğumuz, çok zevk aldığımızı zannettiğimizin perde arkası. Yedikten sonra gelen şişkinlik hissi ve dolaplarda soda arayışı ise çok tanıdık… Hiç de öyle hayal kurulası çok da eğlenceli eğlendirici değil böyle söyleyince.
Eğer olayın kendi bu kadar güzelse neden sonrası bu kadar meşakkatli sizce?
Çünkü gerçekten bize keyif veren şeyler bittikten sonra bile o keyfi bir miktar devam ettirir. Kendimiz evde kek yapmaya çalışıp o keki herkese tattırma isteği mesela. Kekin tadı kötü olsa dahi gülerek anlatılabilecek bir anı oluyor sonrasında.
-Size nasıl da yedirdim ama o altı yanmış keki. Yok sadece altı yanmamıştı tabi; niye kabarmadığını hiç anlamadım. İçine koyduğum undan mı baldan mı acaba? Pekmez deneyeceğim sonrakinde.
-Abla bal nedir Allah aşkına şeker varken!
-Olsun, sonraki denemeler daha iyi olacak hissediyorum görürsün bak 😊
Bu konuşmalar bile sonrasında gülümsetebiliyor insanı.  Ama kimse film izlediği sırada yediği içtiği abur cuburlardan bahsetmiyor. Çünkü ne kadar yerse yesin bir noktadan sonra insana rahatsızlık veren bir durum haline geliyor.
Yok bir daha bu kadar yemeyeceğim. Aslında eğlenceli ama şu mideme ağrı yapmasa daha iyi olacak. Neyse film de abur cubursuz olmuyor.
Aslında bizim keyif aldığımız abur cubur değil yakınlarımızla  beraber film izlemek iken; onlarsız o vazgeçemediğimiz atıştırmalıklar olmadan olmaz sanıyoruz. Tek başımıza film izlerken yeterli keyfi alamayacağımızı düşünüp yanlardan destekleyici arıyoruz kendimize aslında. Ya da tam tersini düşündüğümüzde; bir şey yerken hemen izleyeceğimiz şeylerin arayışına giriyoruz. Bizim kendi içimizdeki keyfin yeterli gelmeyeceğini düşünüp düğümüzde üstüne ekleme yaparak gidiyoruz. Aslında bizim hoşumuza giden arkadaşlarla film izlerken sohbet etmemiz iken birden cips çerez olayın olmazsa olmazı haline geliyor. Kendi keyfimizin bize yeterli gelmeyeceğini düşünüyoruz. Ortama keyif katan biz olduğumuzda işte oranın arananı kendimiz oluyoruz. Başka şeyler aramıyoruz. Çikolata aramıyoruz kendimiz çikolata oluyoruz 😊
İnsan yediğine benzer. Bizler anlık keyif veren şeyleri yediğimizde yiyeceklerde olduğu gibi hemen tüketip bitiriyoruz. Sonra elimizi uzatmak bile istemiyoruz o çok istediğimiz şeye. pakete. Kendimiz ilişkilerimizde de böyle olmaya başlıyor zamanla. O anlık keyif veren, belli saatler içinde çok eğlendiğimiz arkadaşlıkların devamının gelmediğini görüyoruz. Hepsinin birbiriyle ilişkisi var aslında.  Nasıl ki dondurmayı yerken çok keyifli insan ama bir kutuyu birden  bitiremez, eli kolu yapış yapış olur hemen yıkamak ister. Kişilerle olan ilişkilerimiz de buna benzer. Sürekli devam etmesini istediğimiz ve sadece anlık olarak eğlendiğimiz…
Peki biz hangi taraftayız?
Bulunduğumuz ortama neşe veren mi yoksa o ortamdan neşe alan mı? Tadın kendisi olan mı yoksa tat almaya çalışan mı?
Canın dondurma çekti mi? 😊

Yorumlar